//

Todori Kalamaris: “Misafirperverlik İnsanların Hayatında Yer Edecek Anlar Yaratmaktır”

İstanbul’un otelcilik hafızasında özel bir yere sahip Hilton Istanbul Bosphorus, Todori Kalamaris liderliğinde köklü mirasını çağdaş bir deneyim anlayışıyla geleceğe taşıyor.

 

Todori Kalamaris’in Hilton yolculuğu, 1993 yılında Hilton Istanbul Bosphorus’ta başladı. Conrad Istanbul Bosphorus, Conrad Dubai, Hilton Bakü ve Hilton İzmir’de üstlendiği yöneticilik görevlerinin ardından kariyerinin başladığı otele Genel Müdür olarak dönen Kalamaris için bu buluşmanın kişisel bir anlamı var: “Kariyerimin ilk yıllarında misafirperverliğin insanlarla gerçek bağlar kurmak ve onların hayatında yer edecek anlar yaratmak olduğunu burada öğrendim. Bugün bu ikonik oteli yeni bir döneme taşımak benim için büyük bir ayrıcalık ve önemli bir sorumluluk.”

İstanbul’un hafızasından beslenen hikâyeler

1955 yılında kapılarını açan Hilton Istanbul Bosphorus, şehrin sosyal ve kültürel yaşamında pek çok önemli ana ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin ilk “happy hour” uygulamasından beş çayı geleneğine, İstanbul’un ilk diskoteği Cloud 9’dan Conrad Hilton’un Türk kahvesi kültüründen ilhamla başlattığı “welcome coffee” ikramına kadar pek çok yenilik bu çatı altında hayat buldu: “Bunlar yalnızca nostaljik anekdotlar değil. Otelin İstanbul’un dönüşümüne nasıl eşlik ettiğini, hatta zaman zaman bu dönüşümün şekillenmesine nasıl katkıda bulunduğunu gösteriyor.”

Otelin şehirle kurduğu ilişki, merkezî konumuyla sunduğu sakinlik arasındaki dengede de kendini gösteriyor: “Harbiye’nin merkezinde, Beyoğlu’na, Nişantaşı’na ve İstanbul’un önemli kültür-sanat noktalarına birkaç adım mesafedeyiz. Buna karşılık geniş bahçelerimiz, balkonlarımız, teraslarımız ve şehrin en büyük açık otel havuzu sayesinde misafirlerimize şehir merkezinde nadir bulunan bir ferahlık ve sakinlik sunuyoruz.”

Bu miras, kapsamlı renovasyonun da çıkış noktasını oluşturuyor. 475 oda ve süitten restoranlara, sosyal alanlardan 4 bin metrekareyi aşan etkinlik alanlarına kadar otel bütünsel biçimde ele alındı: “Amacımız, otelin nesiller boyunca taşıdığı karakteri kaybetmeden daha çağdaş, daha konforlu, daha sosyal ve daha deneyim odaklı bir yapı ortaya koymaktı.”

Skidmore, Owings & Merrill ile Sedad Hakkı Eldem’in modernist mirası korunurken Autoban’ın çağdaş tasarım dili Türk zanaatkârlığıyla bir araya getirildi. Önceki renovasyonda üzeri kapatılan özgün Çintemani çinileri yeniden görünür kılındı; eksik bölümler İznik Vakfı’nın aslına uygun üretimleriyle tamamlandı. Kalamaris, bu çalışmanın önemini “Böylece geçmişi dekoratif bir referansa dönüştürmek yerine, yapının yaşayan hafızasının bir parçası olarak yeniden misafir deneyimine dahil ettik” sözleriyle anlatıyor. Odalarda Boğaz’ın tonlarından, İstanbul’un gün doğumundan ve otelin bahçelerinden ilham alan renkler tercih edildi.

“Konfor artık farklılaşma unsuru değil”

Üst segment otelcilikte değişen beklentiler, konforun ötesinde kişisel bir deneyimi gerekli kılıyor: “Bugünün seçici misafiri için konfor artık farklılaşma unsuru değil, vazgeçilmez bir başlangıç noktası. Asıl farkı yaratan, misafirin ihtiyaçlarının önceden sezildiği, hizmetin müdahaleci hissettirmeden özenli ve kişisel bir şekilde sunulduğu, zahmetsiz bir deneyim.”

Her misafirin aynı beklentiyle gelmediğini vurgulayan Kalamaris, otelcilikte tek bir hizmet anlayışının yeterli olmadığını düşünüyor: “Bir misafir sakinlik ararken bir diğeri canlı bir sosyal atmosferin parçası olmak isteyebiliyor. Başka bir misafir ise iş ve özel hayat arasında kesintisiz bir geçişe ihtiyaç duyabiliyor. Kalıcı tercihi belirleyen yalnızca misafirin gördükleri değil, deneyimin ona nasıl hissettirdiği ve otelden ayrıldıktan uzun süre sonra bile yanında ne taşıdığı oluyor.”

İstanbul’un tarih, kültür, sanat, gastronomi ve çağdaş sosyal hayatı bir arada sunması, kişiselleştirilmiş seyahat deneyimleri için geniş olanaklar yaratıyor: “İstanbul aynı zamanda tekrar tekrar ziyaret edilmeyi ödüllendiren bir şehir. Tek bir seyahatte bütünüyle keşfedilmesi mümkün değil. Her semt, her mevsim ve şehre bakılan her farklı açı, ziyaretçiye yeni bir şey sunuyor.”

Gastronomi, otelin sosyal kimliği

Yenilenen Hilton Istanbul Bosphorus’un gastronomi dünyası, farklı karakterlere sahip mekânlardan oluşuyor: “Tek bir ana konsept oluşturmak yerine, her biri kendi karakterine, mutfak yaklaşımına ve misafir yolculuğu içindeki rolüne sahip farklı mekânlardan oluşan bir deneyim dünyası tasarladık.”

Malva, Türkiye’nin bölgesel mutfak mirasını çağdaş teknikler ve fine dining anlayışıyla yorumlarken Lalou, otelin beş çayı geleneğini canlı bir brasserie atmosferinde sürdürüyor. Arlo; Türkiye, Yunanistan ve İtalya’nın kıyı lezzetlerini sürdürülebilirlik odaklı bir menüde bir araya getiriyor.

Sazzou ise adını saz ve cazın birlikteliğinden alıyor. Louis Armstrong’un 1959 yılında otelde gerçekleştirdiği performansa uzanan müzik hafızası, canlı müzik, plak DJ setleri ve özgün kokteyllerle bugüne taşınıyor. Dragon, Kanton ve Seçuan mutfağına odaklanırken Bosolei, Fransız Rivierası’nın rahat atmosferini havuz başına taşıyor.

Kalamaris’in hedefi, bu mekânların yalnızca otelde konaklayanlara değil, İstanbul’da farklı bir yemek, müzik veya buluşma deneyimi arayanlara da hitap etmesi. Böylece Hilton Istanbul Bosphorus’un köklü hafızası, gastronomiden sosyal yaşama uzanan yeni deneyimlerle şehrin gündelik hayatındaki yerini koruyor.

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.