//

Ayça Bilgin: “Bazı Otellerde Kalırsınız, Bazılarını Hatırlarsınız”

Türkiye’de artan yatırım ve finansman maliyetleri, otel projelerinde doğru marka, segment ve işletme modeli seçimini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Shine Hospitality Kurucusu, Otel Yatırımları ve Marka Geliştirme Stratejisti Ayça Bilgin, hospitality yatırımlarında artık büyüklükten çok ticari sürdürülebilirliğin ve özgün deneyimlerin belirleyici olduğunu vurguluyor. Gastronominin otel yatırımlarındaki stratejik rolüne dikkat çeken Bilgin, “Bazı otellerde kalırsınız, bazılarını hatırlarsınız” yaklaşımıyla geleceğin konaklama anlayışını değerlendiriyor.

Türkiye’nin güçlü turizm altyapısı, operasyonel bilgi birikimi ve farklı segmentlerde hizmet sunabilme kapasitesi, hospitality yatırımları açısından önemli fırsatlar yaratmaya devam ediyor. Ancak yükselen inşaat ve finansman maliyetleri, yatırımcıların proje geliştirme ve marka seçimi süreçlerinde daha seçici davranmasını gerektiriyor. Shine Hospitality Kurucusu Ayça Bilgin, sektörün artık yalnızca yeni otel yatırımlarına değil, doğru yapılandırılmış ve uzun vadeli değer yaratabilen projelere odaklanması gerektiğini belirtiyor.

Ulusal ve uluslararası otel markalarında operasyon ve iş geliştirme alanlarında edindiği deneyimi bugün Shine Hospitality çatısı altında yatırım danışmanlığına taşıyan Bilgin, “Türkiye’nin önündeki asıl fırsat, mevcut turizm gücünü daha çeşitli, nitelikli, uluslararası rekabet kabiliyeti yüksek ve uzun vadede değer üreten hospitality yatırımlarına dönüştürebilmek” diyor.

Otel Yatırımlarında Öncelik Marka Değil, Ticari Verimlilik

Artan maliyetlerle birlikte otel yatırımcılarının önceliklerinde önemli bir değişim yaşandığını belirten Bilgin, geçmişte marka tercihinin ön planda olduğu görüşmelerde bugün yatırım bütçesi, geri dönüş süresi ve operasyonel verimliliğin daha fazla tartışıldığını söylüyor.

“Eskiden yatırımcı görüşmelerinde çoğu zaman ilk konuşulan konu marka olurdu. Bugün ise çok daha fazla maliyet, geri dönüş süresi ve işletme verimliliği konuşuyoruz” diyen Bilgin, bu değişimin sektör açısından olumlu olduğunu değerlendiriyor.

Ayça Bilgin

 

Bir markanın talep ettiği standartların yatırım maliyetlerini önemli ölçüde değiştirebildiğine dikkat çeken Bilgin, üst segment bir markanın her zaman daha yüksek getiri sağlamayacağını vurguluyor. Destinasyonun taşıyabileceği fiyat seviyesi ile yatırım bütçesi arasında doğru dengenin kurulması gerektiğini belirterek “Artık bir otelin yalnızca ne kadar gelir yaratacağı değil, o geliri yaratmak için ne kadar yatırım gerektirdiği de çok daha önemli” ifadelerini kullanıyor.

Mevcut otellerin dönüşümünde de benzer bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini söyleyen Bilgin, yalnızca mevcut bir binanın bulunmasının yeniden markalama için yeterli olmadığını belirtiyor. Lokasyonun ihtiyaç duyduğu ürünün doğru analiz edilmesi ve farklı marka ile işletme modellerinin karşılaştırılması gerektiğini ifade ediyor.

Lifestyle, Wellness ve Rezidans Projelerinde Yeni Fırsatlar

Global hospitality sektöründe konaklamanın ötesine geçen deneyim odaklı projelerin ağırlığı artıyor. Gastronomi, wellness ve sosyal yaşam alanları, otellerin marka kimliğini ve pazardaki konumunu belirleyen önemli unsurlar haline geliyor.

Türkiye’de İstanbul, Bodrum ve Antalya gibi güçlü destinasyonlarda lifestyle, wellness ve karma kullanım projelerinin gelişmeye devam edeceğini öngören Bilgin, uygun lokasyonlarda serviced residence ve branded residence modellerinin de yatırım fırsatları sunduğunu belirtiyor.

Ancak her global trendin Türkiye’deki bütün projelere uygulanmasının doğru olmadığını vurgulayarak “Bir otelin lifestyle olarak tanımlanması ya da iddialı bir gastronomi konseptine sahip olması, onu kendiliğinden başarılı yapmıyor” diyor.

Yerel üretim, gastronomi ve kültürel deneyimlerle desteklenen destinasyonların nitelikli turizm yatırımlarında daha fazla öne çıkabileceğini belirten Bilgin, Anadolu’daki potansiyele de dikkat çekiyor. Sanayi, ticaret, sağlık ve ulaşım hareketliliğinin yarattığı talebin farklı otel modelleri için fırsatlar sunduğunu ifade ediyor.

Bilgin, “Bazı pazarlarda iyi planlanmış, verimli çalışan, güçlü dağıtım kanallarına sahip bir select-service otel çok daha başarılı olabilir” diyerek her destinasyonda büyük ölçekli beş yıldızlı otel yatırımlarına yönelmenin doğru bir strateji olmadığını belirtiyor. “Benim için fırsat yalnızca popüler destinasyonlarda değil; henüz doğru konaklama ve deneyim ürünüyle buluşmamış pazarlarda da var” sözleriyle yatırım çeşitliliğinin önemini vurguluyor.

Gastronomi Otelin Marka Değerini ve Gelir Potansiyelini Etkiliyor

Gastronominin hospitality yatırımlarındaki rolünün giderek güçlendiğini belirten Bilgin, doğru geliştirilen F&B konseptlerinin otelin marka kimliğini, gelir performansını ve bulunduğu destinasyonla ilişkisini doğrudan etkileyebildiğini ifade ediyor.

“Ben gastronominin bir otelin kimliğini oluşturmadaki gücüne gerçekten inanıyorum. Hatta bazı otelleri odalarından çok restoranlarıyla hatırlıyoruz” diyen Bilgin, otel restoranlarının yalnızca konaklayan misafirlere hizmet veren alanlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor.

Doğru bir gastronomi konseptinin şehirden de talep yaratabileceğini, oteli sosyal yaşamın bir parçasına dönüştürebileceğini ve konaklama tercihlerini etkileyebileceğini belirtiyor. Ancak gastronomi yatırımlarının ticari gerçeklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak “Güzel bir restoran yaratmakla başarılı bir restoran işletmek aynı şey değil” diyor.

Her otelin fine dining restorana, birden fazla F&B alanına veya ünlü şef iş birliğine ihtiyaç duymadığını belirten Bilgin, güçlü bir kimliğe sahip tek restoranın bazı projelerde daha başarılı olabileceğini ifade ediyor.

F&B alanlarının proje geliştirme aşamasında yalnızca metrekare üzerinden değil, ticari performansları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Bilgin, hedef misafir profili, dışarıdan gelebilecek talep, restoranın bağımsız marka kimliği ve operasyonel yönetimin birlikte ele alınmasını öneriyor.

“Bence iyi bir gastronomi stratejisi yalnızca menü hazırlamak değil, otelin bulunduğu yerle ilişki kurmasını sağlamak” diyen Bilgin, otel restoranlarının şehirde yaşayan misafirler için de erişilebilir ve davetkâr olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Uluslararası Yatırımlarda Doğru Proje Geliştirme Öne Çıkıyor

Türkiye’nin uluslararası hospitality yatırımlarından daha fazla pay alabilmesi için proje geliştirme yaklaşımının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Bilgin, uluslararası otel markalarının Türkiye’ye ilgisi ile yabancı sermayenin doğrudan yatırım yapma eğiliminin birbirinden ayrılması gerektiğini söylüyor.

“Bir markanın pazarda büyümek istemesi, o pazara mutlaka sermaye yatıracağı anlamına gelmiyor” diyen Bilgin, Türkiye’de uluslararası markalar altında faaliyet gösteren otellerin önemli bir bölümünün yerli yatırımcılar tarafından geliştirildiğini hatırlatıyor.

Uluslararası yatırımcıların ilgisini çekebilmek için yalnızca destinasyon potansiyelinin yeterli olmadığını belirten Bilgin, finansmana erişim, ekonomik öngörülebilirlik ve yatırım ortamının istikrarının önemini vurguluyor. Bununla birlikte doğru ölçeklendirilmiş, operasyonel verimliliği yüksek ve uzun vadeli ticari değer yaratabilen projelerin geliştirilmesini de gerekli görüyor.

“Türkiye’nin artık yalnızca güçlü bir turizm destinasyonu olarak değil, uluslararası ölçekte yatırım yapılabilir hospitality projeleri geliştiren bir pazar olarak da konumunu güçlendirmesi gerektiğini düşünüyorum” sözleriyle sektörün önündeki stratejik hedefe işaret ediyor.

Geleceğin Otellerinde Deneyim ve Hizmet Kültürü Belirleyici

Değişen seyahat alışkanlıklarının otel mimarisinden gastronomi konseptlerine kadar bütün yatırım süreçlerini etkilediğini belirten Bilgin, günümüz misafirinin yalnızca kaliteli konaklama hizmetiyle yetinmediğini söylüyor.

“Misafir artık yalnızca iyi bir oda ve iyi bir kahvaltıyla etkilenmiyor. Bunlar zaten beklenen standartlar” diyen Bilgin, otellerin kişiselleştirilmiş, esnek ve özgün deneyimler sunmasının önemine dikkat çekiyor.

Günün farklı saatlerinde kullanılan sosyal alanlar, yaşayan lobiler ve yerel kültürle ilişki kuran restoranlar, yeni nesil otel projelerinde daha fazla önem kazanıyor. Ancak Bilgin’e göre teknolojik gelişmeler ve tasarım yenilikleri, güçlü bir hizmet kültürünün yerini alamıyor.

“Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hospitality’nin özü değişmiyor. Misafiri tanımak, ihtiyacını anlayabilmek ve ona kendisini iyi hissettirmek” diyen Bilgin, misafir deneyiminde insan faktörünün belirleyici olmaya devam edeceğini vurguluyor.

Bir otelin başarısının yalnızca yatırım büyüklüğü, mimari özellikleri veya marka bilinirliğiyle ölçülemeyeceğini belirten Bilgin, misafirin hafızasında bırakılan etkinin de güçlü bir farklılaşma unsuru olduğunu ifade ediyor.

“Bazen çok büyük yatırımlarla yaratılmış bir otelde kendinizi hiçbir yere ait hissetmezsiniz. Bazen de daha küçük, karakteri olan bir otelde geçirdiğiniz iki gün hafızanızda kalır” sözleriyle bu yaklaşımını özetleyen Bilgin, doğru yatırım modeli ile özgün misafir deneyiminin bir araya geldiği projelerin geleceğin hospitality sektöründe daha fazla öne çıkacağına dikkat çekiyor.

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.