Turizm ve otelcilik alanındaki eğitimiyle sektöre adım atan Four Seasons Hotel Sultanahmet Otel Müdürü Serap Akkuş’un kariyerinin temelini, yiyecek ve içecek departmanında kazandığı uzmanlık oluşturuyor. Misafir odaklı hizmet anlayışını ve sektörel birikimini büyük bir tutku ile paylaşan Akkuş, her günü misafirlerin yaşamına anlamlı bir katkı sunma fırsatı olarak değerlendiriyor.
Four Seasons Hotel Sultanahmet’in sadece bir otel değil; tarihle iç içe yaşayan, ruhu olan özel bir deneyim alanı olduğunu vurgulayan Otel Müdürü Serap Akkuş, misafirlere bu benzersiz tarihi atmosferi, lüks ve konforla harmanlayarak sunduklarını söylüyor. Sultanahmet’te yer almanın, konuklara İstanbul’u adeta bir açık hava müzesi gibi deneyimleme imkânı tanıdığına vurgu yapan Akkuş, Ayasofya, Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı gibi simge yapıların sadece birkaç adım ötelerinde yer aldığına dikkat çekiyor. Akkuş sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak biz, yalnızca bu eşsiz lokasyonun avantajına yaslanmıyoruz. Amacımız, misafirlerimizin bu tarihi çevreyi sadece görmekle kalmayıp, onu derinlemesine hissetmelerini sağlamak. Ekibimizin kişisel önerileri ve özenle kurguladığımız deneyimler aracılığıyla İstanbul’un ruhunu misafirlerimizin kalbine taşımayı hedefliyoruz.”
Four Seasons Hotel Sultanahmet’i, “İstanbul’un kalbinde adeta gizli bir mücevher gibidir” diye niteleyen Akkuş, misafirlere yalnızca lüks bir konaklama değil; özenle düşünülmüş, duygusu olan bir deneyim vadettiklerini söylüyor. Tarihi dokunun modern konforla buluştuğu bu eşsiz yapıda, misafirlerin yastık tercihinden sabah kahvesinin sunumuna; ilgi alanlarından özel günlerine kadar her detay özenle ele alınıyor. Avludan mimariye, yerel tatlardan kişiye özel deneyimler, Four Seasons Hotel Sultanahmet’in sunduğu ayrıcalık, misafirlerin otelden unutulmaz bir anıyla ayrılmasını sağlamak için tasarlanıyor.

Otelin mimari özelliklerindeki ve iç tasarımındaki özgün unsurlar hakkında da bilgi veren Akkuş, “Otelimiz, 1920’li yıllarda adliye binası olarak inşa edilmiş olup; neo-klasik ve Osmanlı mimarisinin zarif bir sentezini yansıtır. Avludan içeri adım attığınızda sizi taş işçiliği, kemerli koridorlar, yüksek tavanlar ve detaylarla bezenmiş tarihi bir atmosfer karşılar” diyor ve yaklaşık üç yıl önce gerçekleştirdikleri renovasyonla, yapının tarihi dokusunu koruyarak modern ama saygılı bir tasarım dili benimsediklerinin altını çiziyor.
Akkuş sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yerel zanaatkârların elinden çıkan çiniler, özel dokuma kumaşlar ve klasik detaylar, modern sadelikle dengelendi. Her oda kendine özgü bir karakter taşıyor; misafirlerimize sadece konaklama değil, zamanda kısa bir yolculuk da sunuyoruz.
Otelde bulunan ödüllü restoran Avlu’da sundukları özel lezzetler hakkında bilgi veren Akkuş, Executive şef Özgür Üstün’ün mutfağında her şeyin sadelikten ve doğallıktan başladığını anlatıyor. Üstün’ün geleneksel Türk mutfağını mevsimsel malzemelerle buluşturarak, tanıdık tatlara küçük ama etkili dokunuşlar kattığını belirten Akkuş, misafirlerin favorileri arasında bulunan lezzetleri sıralıyor: Meşe odununda ağır ağır pişen kuzu incik, zeytinyağlı enginar, taş fırından çıkan çıtır lahmacun ve taze baharatlarla hazırlanmış levrek…
Her sezon yenilenen menümüzde, sade ama özgün tabaklar sunuyoruz. Avlu’da yemek, yalnızca bir öğün değil; hatırlanacak bir deneyimdir.”
Otelin pastanesi olan La Pistache Pastane ile ilgili de görüşlerini paylaşan Akkuş, “La Pistache, adını fıstıktan alıyor; ama asıl farkını zarif sunumları ve rafine lezzetleriyle ortaya koyuyor. Fransız pastacılığının teknik inceliklerini yerel malzemelerle buluşturan bir anlayışla çalışıyoruz. Tüm ürünlerimiz günlük olarak taze hazırlanıyor. En çok tercih edilenler arasında Antep fıstıklı imza tatlımız; Paris-Brest, limonlu tartlar, mevsim meyveli tartlar ve kahvaltı saatlerinin vazgeçilmezi çıtır fırın ürünleri yer alıyor. Çay saatine özel hazırladığımız menü de misafirlerimizden büyük ilgi görüyor. La Pistache’te konuklarımız bir Paris pastanesinin zarafetini yaşarken, her lokmada İstanbul’un sıcaklığını da hissediyor” diyor.
Akkuş, Lingo Lingo Bar ve Terrace Bar’da sundukları ayrıcalıkları anlatırken, Lingo Lingo Bar’ın, günün her saatinde keyifle vakit geçirilebilecek, zarif ama samimi bir alan olduğuna dikkat çekiyor. Deneyimli miksologlar tarafından hazırlanan craft kokteyller, ev yapımı likörler ve özenle seçilmiş atıştırmalıklar sunduklarının bilgisini veriyor.
Terrace Bar’ın ise yaz sezonunda İstanbul’un enerjisinin hissedilebileceği bir buluşma noktası olduğuna dikkat çeken Akkuş, misafirlere, DJ performansları eşliğinde gün batımını izlerken, günü huzurla sonlandırabilecekleri bir atmosfer sunduklarını vurgularken, her iki alanda da sundukları en büyük ayrıcalığın; misafirlere kendilerini rahat, özgür ve özel hissedebilecekleri bir deneyim yaşatmak olduğunun altını çiziyor.

