Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un ödüllü restoranı Tuğra, yaz sezonuna “Taâmât-ı Sâhil-i Hâssa” adlı yeni menüsüyle giriyor. Osmanlı coğrafyasının kıyılarında şekillenen mutfak kültürlerinden ilham alan seçki, tarih, kültür ve gastronomiyi Boğaz manzarası eşliğinde aynı sofrada buluşturuyor.
Boğaz’a hâkim konumuyla İstanbul’un simge gastronomi adreslerinden biri olan Tuğra Restoran, yaz sezonuna özel hazırladığı yeni menüsünü misafirleriyle buluşturuyor. “Taâmât-ı Sâhil-i Hâssa” adı verilen menü, yalnızca bir yemek seçkisi değil; Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinden izler taşıyan kapsamlı bir gastronomi anlatısı sunuyor.
Yıllardır Michelin Guide Tavsiye Listesi’nde yer alan ve Gault&Millau tarafından Outstanding Table kategorisinde üç şapkayla ödüllendirilen Tuğra, yaz aylarında açılan Boğaz manzaralı terasıyla birlikte misafirlerini tarih ve lezzetin iç içe geçtiği bir deneyime davet ediyor.
Tuğra Restoran Mutfak Şefi Onur Dönmez ve ekibi tarafından hazırlanan menü, Osmanlı mutfak mirasını günümüz mutfak anlayışıyla yeniden yorumluyor. Her tabak, köken aldığı coğrafyanın kültürel hafızasını ve mutfak geleneğini günümüze taşıyan bir hikâye niteliği taşıyor.
Yaz Sofrasına Zarif Başlangıçlar
Menü, Mardin kırmızı mercimeği ve sarı mercimek favasının naneli tereyağı ile tamamlandığı Çeşm-i Nigâr Çorbası ile açılıyor. Geleneksel lezzetlerden biri olan Kelle Söğüş; uykuluk kreması, soğan turşusu ve bahçe salatası eşliğinde modern bir yorumla sunulurken, Lakerda ise kırmızı soğan püresi ve naneli yoğurt buzlamasıyla deniz mutfağına farklı bir bakış getiriyor.

Mevsimin öne çıkan ürünlerinden enginar; ceviz tarator, elma turşusu ve badem sosuyla buluşurken, Saros Körfezi ahtapotuyla hazırlanan Humus; kırma yeşil zeytin piyazı ve taş fırın simitle birlikte servis ediliyor. Üzümlü soğan dolması ve kayısılı yaprak sarmasından oluşan Dolma tabağı Osmanlı mutfağının ince işçiliğini yansıtırken, Bostana Salatası ise Yedikule marulu, semizotu, roka, çiftlik peyniri ve ata tohumu domatesleriyle yazın tazeliğini sofraya taşıyor.
Menüde ayrıca Pastırmalı Müselles Börek, Sitare Mantı ve peynirli baklava böreği ile sumaklı Kapıdağ mor soğanı eşliğinde sunulan Dana Ciğer gibi geleneksel tariflerin çağdaş yorumları da yer alıyor.
Osmanlı Sofralarından İlham Alan Ana Yemekler
Ana yemeklerde Osmanlı saray mutfağının klasik tarifleri ile Anadolu’nun ürün çeşitliliği aynı tabakta buluşuyor. Menünün dikkat çeken yorumlarından Hünkâr Beğendi 2.0, yavaş pişirilmiş kuzu kol ve patlıcan çıtırdatmasıyla yeniden yorumlanırken; Piliç Topkapı, iç pilavı, patates ezmesi, kaymaklı ıspanak ve kafes sosuyla servis ediliyor.
Keşkek, deveci armudu, kuru erik ve isot yağı eşliğinde sunulan Kuzu İncik, Anadolu’nun güçlü ürün karakterini ortaya koyarken; Bonfilenin İki Yüzü, kuzugöbeği mantarı, bonfile lokması, patates oturtma ve ilik sosuyla et severlere hitap ediyor.

Kuzu but ve kök sebzelerle hazırlanan Testi Kebabı ile el açması yufka, safranlı yarma, ezme ve biber reçeli eşliğinde servis edilen Saray Köfte de menünün öne çıkan tabakları arasında yer alıyor.
Deniz ürünleri tarafında ise sürdürülebilir ve yerel ürün yaklaşımıyla hazırlanan Levrek dikkat çekiyor. Havyar, zeytinyağlı enginar, börülce salatası ve derya özüyle tamamlanan tabak, yaz menüsünün öne çıkan yorumlarından biri olarak öne çıkıyor. Vegan alternatif olarak sunulan Türlü ise çörek mantarı köftesi, kara nohut ve maş fasulyesiyle bitkisel mutfağın zenginliğini yansıtıyor.
Tatlılarla Tamamlanan Yaz Finali
Menünün kapanışında yer alan tatlılar da geleneksel reçeteleri modern dokunuşlarla yorumluyor. Damla sakızlı yanık şekerle hazırlanan Süt Helvası, klasik lezzeti daha hafif bir yorumla sunarken; Baklavalı Dondurma, baklava ve dondurmayı aynı tabakta buluşturuyor. Fındıkla zenginleştirilen bu yorum, yaz sezonuna ferah bir final eşlik ediyor.
Tarih, Kültür ve Gastronomi Aynı Masada
Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un tarihi atmosferinde sunulan “Taâmât-ı Sâhil-i Hâssa”, Osmanlı coğrafyasının kıyılarında şekillenmiş mutfak kültürlerini günümüz gastronomi anlayışıyla yeniden yorumluyor. Boğaz manzarası eşliğinde servis edilen menü, misafirlerine yalnızca bir yemek deneyimi değil; geçmişten bugüne uzanan kültürel bir gastronomi yolculuğu sunuyor.

